ADALET MÜLKÜN TEMELİDİR

HERKES KONUŞMALI MI? KONUŞMAMALI MI?...

21/11/2009 · Kategori: Belirtilmemiş


 

 

 

Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 2. Maddesi, “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” Amir hükmünü içermektedir.

Kurtuluş savaşından sonra kuruluş aşamasının en büyük devrimi olan laik Cumhuriyet kurulduğundan beri, devrim karşıtları sürekli laik Cumhuriyet rejiminin karşısında olmuşlardır. 10 Kasım 1938 tarihine kadar Cumhuriyet bütün nitelikleri ile uygulama alanı bulduğu için karşıdevrimcilerin çalışmaları pek başarı sağlamamıştır.

 Tek parti döneminde iktidarda bulunan ve Cumhuriyeti kuran Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) döneminde devrimler durağan bir döneme girmişse de özünde fazla zarar (Tahribat) görmemiştir.

Çok partili demokratik hayata geçtiğimiz 1946 yılında başlayan ve 14 Mayıs 1950 tarihinde Demokrat Partinin (DP) iktidara geçmesiyle gittikçe dozunu arttıran karşıdevrimcilerin söylem ve eylemleri, AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından bu güne kadar hayli yol alarak laik Cumhuriyet sözde korunur gibi görünürken, özde yok edilmeye çalışılmakta ve yerine sonucu şeriata giden Ilımlı İslam Cumhuriyetine dönüştürülmeye çalışılmaktadır.

Bu ortamda çoğunluğu Cumhuriyetten yana olan kamu kurum ve kuruluşlarının, sivil toplum örgütlerinin, halkın cılız seslerle gösterdikleri tepkilerine karılık, Cumhuriyet karşıtları avaz bağırmaktadırlar.

Malum dava gündeme geldikten ve tele kulak rezaleti afişe olduktan sonra, uzun bir zamandır büyük bir baskı altında olan yargı mensuplarını, sivil toplum örgütlerini (STÖ) ayağa kaldırmış ve birçok kurum, kuruluş ve STÖ yüksek sesle konuşmaya başlamak zorunluluğunu hissetmiştir.

Bu kez iktidar partisi ve yandaş medya, kişi ve kuruluşlar “Herkes işini yapsın, kimse konuşmasın” noktasında birleşerek avazları çıktığı kadar bağırmaktadırlar.

Bu gelişmeler karşısında yazının başlığını da oluşturan, herkes konuşmalımı? Konuşmamalı mı?    Konusunda düşüncelerimi açıklamak gereğini duymaktayım.

Anayasa ve yasalara göre;

Demokratik hukuk devleti ilkelerinin bütün kurum ve kuralları ile uygulandığı,

İktidarın laik rejimi koruduğu,

Yargının bağımsızlığının tam sağlandığı,

Laik rejimin güvencesi olan Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) hayali senaryolarla yıpratılmadığı,

Yurttaşlar, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklerini kullanırken hiçbir korku yaşamadığı,

Bir ortamda,

Herkesin ve her kurumun yasalarla verilen yetkilerinin dışında konuşmaması gerekmektedir.

Ancak günümüzde durum böyle mi?

Tabii ki değildir.

İktidarın eylem ve söylemleri laik Cumhuriyeti, Ilımlı İslam Cumhuriyetine dönüştürme tehlikesi sinyallerini veriyorsa,

Yasalara göre yasaklanan tarikatlar ve cemaatler devlet erkinin kullanılmasında etkili oluyorsa,

Laik Cumhuriyette din siyasallaştırılarak ön plana çıkarılıyorsa,

Anayasa, Yargıtay, Danıştay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ile sıkbabaş (Türban) laikliğe aykırı bir simge olarak görülmesine ve kamu alanında kullanılmaması gerekliliğine karşın, devletin en üst kadrolarında protokole sokuluyorsa,

Demokrasinin olmazsa olmazı olan Güçler (Kuvvetler) ayrılı ilkesi hiçe sayılarak, bağımsız yargı büyük bir baskı altına alınarak, yargı bağımsızlığı yok edilerek siyasi iktidarı emrine alınmaya çalışılıyorsa,

İktidar lehine karar veren yargıçlar ödüllendiriliyor, aleyhine karar verenler hakkında soruşturma açılıyorsa,

Yasalara aykırı olarak herkes dinlenip bir korku imparatorluğu yaratılarak, insanlar mağdur ediliyor ve susturulmaya çalışılıyorsa,

Emperyalistlerin, ülkemiz üzerindeki emellerini gerçekleştirmek için engel gördükleri göz bebeğimiz TSK, numaralı Cumhuriyetçilerin, satılık kalemleri dayanılmaz çirkef saldırılarıyla yıpratılmak isteniyorsa,

Yine emperyalistleri emellerine engel gördükleri Kemalizm’in artık dönemini tamamladığı söylüyor ve satılık kalemlerce bu uygun görüyorsa,

Soruşturmanın gizliliği göz ardı edilerek ve yargı, yargıya bırakılmayarak medyada yayımlanan haberlerle yargı yönlendirilmeye çalışılıyorsa,

Bir tedbir olan tutuklama, fiili infaza dönüştürülüyorsa,

Demokratik, lâik ve sosyal hukuk Devletinin esenliği ve yaşaması, yaratılan korku imparatorluğunun yıkılması için,

Herkesin, her kurumun bu haksız uygulamalara karşı, yasaların sınırını aşmadan, Anayasal ve yasal haklarını kullanarak mutlaka konuşması ve sessiz kalmaması gerekmektedir.

Yoksa

 Nazilerin, Almanya’da iktidara gelişini anlatan Papaz Martin Niemoller dediği gibi, sıra sana geldikçe konuşacak kimse kalmayacaktır.

Martin Niemoller olayı şöyle anlatır

“Önce Sosyalistleri topladılar. Sesimi çıkarmadım, çünkü ben sosyalist değildim.

Sonra sendikacılar topladılar. Sesimi çıkarmadım, çünkü sendikacı değildim.

Sonra Yahudileri topladılar. Sesimi çıkarmadım, çünkü Yahudi değildim.

Sonra beni almaya geldiler. BENİM İÇİN SESİNİ ÇIKARTACAK KİMSE KALMAMIŞTI”

Son söz, haksızlıklar, hukuksuzluklar karşısında susma, korkma sustukça, korktukça sıra sana gelecek. 21.11.2009

 

Gündüz AKGÜL

Emekli Cumhuriyet Savcısı

gunduzakgul@hotmail.com

 

       

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

CHP BUNU HAK ETMİYOR!...

18/11/2009 ·

 

 

Hükümet adına Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından verilen demokratik açılım konusunda genel görüşme açılmasına ilişkin önergenin ön görüşmeleri, tüm karşı çıkışlara karşın, AKP’nin oyları ile büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün 71. ölüm yıldönümü olan 10 Kasım 2009 günü yapıldı.

Bu ön görüşmede CHP Grubu adına söz alan Genel Başkan Yardımcısı Sayın Onur Öymen,  Kürt açılımı olarak başlatılan sonradan demokratik açılıma dönüştürülen olayda, Terör örgütü PKK’ya ödünler verildiği açıklarken,  aynen “Kimse çıkıp da “Analar ağlamasın. Biz şu Yunanlılarla anlaşalım.” dedi mi? Şeyh Sait isyanında analar ağlamadı mı? Dersim isyanında analar ağlamadı mı? Kıbrıs’ta analar ağlamadı mı? Bir tek kişi Türkiye’de çıkıp da “Analar ağlamasın diye, bu mücadeleyi durduralım.” dedi mi? Dünyada diyen var mı? Amerika’da bir saat içinde 3 bin kişiyi öldürdü teröristler. Bir Amerikalı devlet adamı çıkıp da “Aman, analar ağlamasın. Şu teröristlerle bir uzlaşalım.” dedi mi? İlk siz diyorsunuz. Niçin? Çünkü terörle mücadele cesaretiniz yok. Sizden önceki bütün hükümetlerin gösterdiği cesareti siz gösteremiyorsunuz.” demiştir. (TBMM oturum tutanaklarından alınmıştır)

Bazı Alevi yurttaşlar Sayın Öymen’in, bu konuşmasıyla PKK teröristleri ile Dersim İsyanına katılan Seyit Rıza ve yandaşlarını aynı görmüştür diye kıyameti kopardılar.

Alevi dostlarım beni bağışlasınlar, bende Alevi bir yurttaşım. Sayın Öymen’in konuşmasından bu anlamı çıkarmadım. Sayın Öymen o dönemin yetkilileri nasıl ki o dönemin olayları karşısında, olayları çıkaranlara ödün vermemişlerse, AKP’nin de ayni cesareti göstermesini istemektedir.

Ancak buna karşın Sayın Öymen’in, Alevilerin laik Cumhuriyetin temel harcı olduklarını anımsayıp Dersim isyanından bahsetmeseydi ve onların duygularını incitmeseydi daha şık olurdu.

Günümüz koşullarında CHP’nin Alevilere karşı olduğunu söylemekte, ayni derecede şık değildir.

 Doğal olarak Alevi yurttaşlar bu tepkiyi gösterince AKP, yandaş medya, numaralı Cumhuriyetçiler, Soros’un çocukları hemen olayın üstüne atladılar. Fırsat bu fırsattır, vurun abalıya hesabı, Sayın Öymen’in şahsında CHP’ye karşı linç politikası uygulamaya başladılar.

CHP bunu hak etmiyor.

Dersim olayları sırasında, devletin de birçok hataları olmuştur. Birçok insan mağdur edilmiştir. Bunlar yıllardır tartışma konusu yapılmaktadır. Ancak bir gerçek vardır ki, isyanı başlatan feodallerde, halkı bu hareketin içine katarak haksızlığın diğer tarafını oluşturmuşlardır. Bunları bu gün tartışmanın kimseye bir yararı olmadığı gibi, yaratılan gündemle Alevilere bakış açısı bilinen ve tepetaklak gitmek üzere olan AKP’nin ekmeğine yağ sürülmektedir.

Alevi dostlarım şunu bilmelidirler ki, asırlarca “katli vacip” Kızılbaş muamelesi gören Aleviler, ancak Atatürk Aydınlanması ve laik Cumhuriyet sayesinde nefes alma ve kendilerini ifade etme özgürlüğüne kavuşmuşlardır.

AKP’nin devlet okullarında görevlendirdikleri imam öğretmenler eliyle Alevi çocuklarına uyguladıkları insanlık dışı işlemler, asırlardan beri Alevilerin ibadet yerleri olan Cem evlerine bakış açısı ve Alevi köylerine cami yaptırarak asimile politikası hala belleklerimizde tazeliğini korumaktadır.

AKP’nin gerçekleştirmek istediği ve sonucu şeriata giden ılımlı İslam devletinde, Alevilere bakışlarını düşünmek bile istemiyorum.

Bu nedenle Alevi dostlarımdan, güvencemiz olan laikliğin, Atatürk ilke ve devrimlerinin ödünsüz savunucusu olan CHP’yi linç girişiminden vazgeçmelerini diliyor ve bekliyorum.

Sağduyu ile hareket etmek Alevilerin yararına olacaktır.

Tüm canlara selam olsun. 18.11.2009

 

Gündüz AKGÜL

Emekli Cumhuriyet Savcısı

gunduzakgul@hotmail.com

 

 

 

 

 

 

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

TÜRKİYE’Yİ BU HALE GETİRENLER UTANSIN!...

15/11/2009 ·

Ne kadar doğru bir söz. Ancak bunu söyleyenin kim olduğuna baktığımızda insan şöyle bir durup düşünüyor.

Bu söz, 9. Cumhurbaşkanımız Sayın Süleyman Demirel’in, Dünya Diyabet günü dolayısıyla Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinin düzenlediği toplantıda gazetecilerin soruları üzerine, Kürt açılımı, yargı mensuplarının dinlenmesi, ıslak imza olayı nedeniyle oluşan gündemi değerlendirirken söylediği bir sözdür. Katılmamak olası değildir.

Sayın Demirel’in bu haklı yakarışından yola çıkarak ve hoş görüşüne sığınarak bir değerlendirme yapmak istiyorum.

Sayın Demirel, 27 Mayıs 1960 yılında yapılan Askeri harekatla iktidardan indirilen Demokrat Partinin (DP) devamı olduğunu söyleyen Adalet Partisi (AP) Genel İdare Kurulu üyeliğine 1962 yılında seçilmenizden, 16.Mayıs 1993 tarihinde Cumhurbaşkanı oluşunuza kadar yaklaşık 31 yıl aktif politikanın içinde yetkili makamlarda bulundunuz.

1962 yılında Fakülte 2. sınıf öğrencisi, AP Genel Başkanlığına seçildiğiniz 28 Kasım 1964 yılında da henüz fakülteyi bitiren biri olarak tüm politik hayatınızın inişli çıkışlı olaylarının canlı tanığı ve izleyicisi oldum.

31 yıllık politik yaşamınızda Türkiye’yi nereden alıp nereye getirdiğinizi, belleklerimizi tazelemek ve genç kuşakları bilgilendirmek amacıyla, izninizle şöyle geriye doğru bir yolculuğa çıkalım.

10 Ekim 1965 seçimlerinde %52 ile tek başınıza iktidarsınız ve Başbakansınız.

10 Ekim 1969 seçimlerinde %48 ile tek başına iktidarsınız ve Başbakansınız.

12 Mart 1971 Muhtırası ile verilen aradan sonra, 1975 yılında 1. Milliyetçi Cephenin mimarı olarak tekrar iktidardasınız ve Başbakansınız. Ortaklarınız, Milli Hareket Partisi (MHP), Cumhuriyetçi Güven Partisi (CGP) ve bu günkü AKP’nin orijini olan Milli Selamet Partisi (MSP) idi.

1977 yılında Kurduğunuz 2. Milliyetçi Cephe Hükümetinin ortakları yine MHP ve AKP’nin orijini olan MSP idi.

Sayın Demirel,

1973 seçimlerinde MSP’nin oy oranı %11.80, Milletvekili sayısı 48’dır. MHP’nin oy oranı %3.38, Milletvekili sayısı sadece 3’tür     

 1977 seçimlerinde MSP’nin oy oranı &8.57, Milletvekili sayısı 24’tür. MHP’nin oy oranı %6.42, Milletvekili sayısı 16’dır.

Görüyorsunuz, AKP’in orijini partiler, sizin şevkatli! Kollarınız altında büyüyüp yol aldılar.

Laik Türkiye Cumhuriyetinde, dinin siyasallaşması, bunun sonucu olarak tarikatların, cemaatlerin yol alması, Atatürk ilke ve devrimlerinden verilen ve Türkiye’yi bu hale getiren en büyük ödünlerdir. Üzülerek belirtmek isterim ki 14. Mayıs 1950 yılında iktidarı ele geçiren Demokrat Parti zamanında üç beş oy uğruna din siyasallaştırıldı ve sizin iktidarlarınız döneminde de bu hatadan dönülmeyerek aynen devam edildi.

“Bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz”,Dün dündü, bu gün bu gündür” söylemleri size ait olup, Atatürk ilke ve devrimleri karşıtlarına büyük bir cesaret vermiş ve büyüyüp gelişmelerini sağlamıştır.

12 Eylül 1980 Faşist darbesi öncesinde muhalefetle zıtlaşarak Cumhurbaşkanını seçmeyişiniz, terör olaylarına yansız yaklaşmayışınız, Emperyalistlerin darbe ortamını yaratmasını sezmeyişiniz, faşist darbe ile demokrasinin kesintiye uğramasını sağlamış, birçok aydın ve yurtsever mağdur edilmiştir.   

Bu gün, öyle bir noktaya gelinmiştir ki, Laik Türkiye Cumhuriyeti, tarikatların, cemaatlerin işgali altındadır. Artık Atatürkçüyüm, aydının, laikim demek suç haline gelmiş ve soruşturulmaktadır.

Zorda kalan, haksızlığa uğrayan herkesin sığındığı liman olan yargıyı, yargıya denetletmek ve birbirine kırdırmak kabul edilir olaylardan olmamasına karşın, ne yazık ki yapılmakta ve bunda da başarı! Sağlanmaktadır.

Sayın Demirel Ülkenin bu hale gelmesinde, yıllarca iktidarda bulunan sizin katkınız çok büyüktür. Biz Kemalistler bunun farkındayız. Cumhurbaşkanı seçildikten sonra, politik bir endişeniz kalmayınca Atatürk’e ve onun devrim ve ilkelerine sahip çıkmanız ve bu günde bu konuda çaba harcamanız, At’ı alıp Üsküdar’ı geçenleri durdurmaya yetmeyecektir.

Büyük önderin Amasya Tamiminde dediği gibi "Milletin istiklâlini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır."  Bu ulus aklını başına toplayıp sandık önüne geldiğinde, karşıdevrimcilere, numaralı Cumhuriyetçilere, emperyalistlerin işbirlikçilerine dersini verdiği gün ülke huzura kavuşacaktır.

Son söz olarak, Türkiye’nin bu hale gelmesinde ne kadar katkınız olduğu konusunda bir özeleştiri yapmanızdır diyorum.   15.11.2009

 

Gündüz AKGÜL

Emekli Cumhuriyet Savcısı

gunduzakgul@hotmail.com

 

 

 

 

 

 

 

Yorum (1) Yorum yaz!

SEN ÖLMEDİN!...

10/11/2009 ·


Sevgili ATATÜRK,

 

Her yıl olduğu gibi bu yılda “Naçiz vücudunla” aramızdan ayrılışının 71.yılında seni büyük bir özlem ve gereksinimle (ihtiyaç) anıyoruz.

Ancak sen, bize armağan ettiğin kurtuluş savaşınla, dünya devletleri içinde sağladığın onurunla, laik Cumhuriyetinle, bir biri ardı sıra gerçekleştirdiğin devrimlerinle hala düşlerimizde, günlük yaşamımızda yaşıyorsun.

Çünkü sen, bizim için ölmedin.

Ne demiştin “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.” İşte kurduğun laik Cumhuriyetle, yol gösterici aydın düşüncelerinle yaşıyorsun.

Senin zamanında bile Cumhuriyete kastedenler vardı. Senden sonra da var olmaya devam ettiler.

Emperyalist güçleri dize getirerek kurtardığın vatanımızın, bu güçler tarafından parçalanıp bölüştürülmesi için dayatılan Sevr paçavrasını yırtıp çöp sepetine atarken, Laik Cumhuriyetin Tapu Senedi olan Lozan’ı bize armağan etmiş, onurlu ve dik duruşumuzu sağlamıştın.

O emperyalist güçler, bunun rövanşını almak için o günden bu güne kadar yurdumuzun üzerinde durmadan oyun üstüne oyun sergilemektedirler. Sevr paçavrasının işlerliğini sağlamak için, Kemalist düşünce ve uygulamaları engel görüyorlar ve bu nedenle de saldırılarının odak noktasını oluşturuyor.  

İşin en acısı, seninde düş’ün ( rüyan) olan çok partili demokratik hayata geçtiğimiz günden beri daima bu uğraşlarında işbirlikçi bulmakta zorlanmadılar. Senin zamanının işbirlikçisi Ali Kemal vardı ya, onun gibi yüzlerce Ali Kemal’ler türedi. Her gün laik Cumhuriyetine, devrimlerine saldırmanın dayanılmaz örneklerini veriyorlar.

“Ata'ya saygı duruşunda sap gibi ayakta durmaya gerek yok”

“Minareler süngümüz, Camiler kışlamız, Kubbeler miğferimiz, Müminler askerimiz”

‘‘Hem laik hem Müslüman olunmaz. Bu millet isterse laiklik tabii ki gidecek’’

"Cumhuriyet döneminin sonu gelmiştir. Eğer Ankara'nın yüzde 60'ı gecekonduda oturuyorsa bu laik sistemin başarısız olduğu anlamına gelir ki, biz de onu kesinlikle değiştirmek istiyoruz..."

 "Devrimcilik adı altında yine bir dizi hukuki düzenleme tepeden inme, zorla getirilmiş ve zorla kabul ettirilmiştir."

''Yine başlangıçta kurulurken ortaya atılan cumhuriyet ilkesinin de zayıfladığını ve işlevini kaybettiğini görüyoruz. Halk için ve halk adına yönetim diye tarif edilen cumhuriyet kavramının aslında artık bizim için çok fazla bir mana ifade etmediğini söylememiz de mümkündür. Türkiye Cumhuriyeti'nin başlangıçta ortaya koyduğu laiklik, cumhuriyet ve milliyetçilik gibi birçok temel ilkenin yerini daha çok katılımcı, daha adem-i merkezi, daha Müslüman bir yapıya devretmesi zorunluluğunu ve artık bunun zamanının geldiği düşüncesini taşıyorum.''

 “Yeniden İslam nizamının devlet nizamına hâkim olmasını, laik sistemin bir an evvel defolup gitmesi için canı gönülden dua etmenizi, bu duanın da kabulünü Cenabı Hak'tan temenni ediyorum... Âmin... Gelin dağa taşa 'Ne mutlu Türküm' diye yazacağınıza, gelin dağa taşa 'Ne mutlu Müslüman diye yazalım.”

Diyerek devrimlerini küçümseyenler ve artık kaldırılmasının gerektiğini söyleyenler, ne yazık ki yaptıklarını unutan %47 vefasız yurttaşın oyları ile bu gün iktidardırlar.

Tüm bu zor koşullar karşısında hala seni ve eserlerin olan devrimlerini yaşatmak için milyonlarca sevenin var ve sen onların düşüncelerinde ve uygulamalarında hiçbir zaman ölmeyeceksin.

Aramızdan ayrılışının 71. yıldönümünde aziz hatıran önünde saygı ile eğiliyorum.

Ruhun şad olsun. 10 Kasım.2009

 

Gündüz AKGÜL

Emekli Cumhuriyet Savcısı

gunduzakgul@hotmail.com

Yorum (1) Yorum yaz!

ATATÜRK SEVGİSİNİ SİLEMEZSİNİZ!...

4/11/2009 ·


AKP’nin, Kürt açılımı diye başlattığı süreç, sonraları ad değiştirerek demokratik açılım ve sonrasında da Milli Birlik Projesi’nde karar kıldı.

Ne var ki AKP bu projeyi yüzüne gözüne bulaştırdıktan sonra şimdide bu projeyi paravan yaparak Atatürk sevgisini içimizden silmenin sinsi programını yapmaktadır. 

AKP, TBMM Başkanlığına bir önerge vererek Kürt açılımı için genel görüşme açılmasını istedi ve bu amaçla ön görüşmenin yapılması için TBMM’nin 10.Kasım.2009 toplanacağını açıkladı.

Bilindiği gibi 10 Kasım 2009 Ulusal Kurtuluş Savaşımızın önderi, laik Cumhuriyetimizin kurucusu büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün 71. ölüm yıldönümüdür. 

Bu gün, Türk ulusunun Ata’sına vefa borcu olarak her yıl büyük bir özlem ve sevgi ile anma törenlerinin yapıldığı ve bayraklarımızın yarıya indiği gündür.

Kürt açılımı kapsamında Mahmur Kapından ve Kandilden gelip teslim olan ve teslim işlemini adeta üniter devlet yapımıza, bölünmez bütünlüğümüze rest çeker havasında şölene! Dönüştürmeye çalışanların, Habur sınır kapısında kurulan seyyar mahkemece serbest bırakılmasında sonra, sanki bir başarı sağlanmış gibi bu kez Kürt açılımı TBMM de görülmeye çalışılmaktadır.

 Açılımın TBMM de konuşulmasını ve neler olupbitti konusunda iktidarın bilgi vermesini olumlu karşılamakla birlikte, sanki takvimde günler bitti, bu görüşmenin 10 Kasım da yapılmasının altında, büyük öndere saygısızlığın art niyeti görülmektedir.

Daha şimdiden, gerek muhalefet partilerinde (DTP hariç) gerekse yurttaşlarda görüşmenin 10 Kasım da yapılmasının rahatsızlığı sıkıntı yaratmasına karşın, AKP, görüşmenin başka bir güne alınması için kılını kıpırdatmamaktadır.

Demokrasinin, insan haklarının, özgürlüğün büyük önderin kurduğu laik Cumhuriyet sayesinde ülkemize geldiği bilinmesine karşın, demokrasi havarisi kesilen numaralı Cumhuriyetçilerin, liboşların, satılık kalem sahiplerinin Atatürk’e yapılan bu saygısızlık karşısında sus pus olmaları, sahte demokrasi maskelerini düşürmüş bulunmaktadır.

CHP ve MHP Genel Başkanlarına ve Milletvekillerine çağrımdır.

Görüşmenin 10 Kasım da yapılması, büyük öndere saygısızlık olduğu konusunda söylemlerinizde samimiyseniz, o gün görüşmelere katılamayın AKP’nin bu oyununu bozmak için onları kendi başına bırakın ve görüşmenin başka bir günde yapılması için TBMM Başkanlığına ortak önerge verin.

Haydi, bakalım oyunu bozmak için top sizde.

AKP ve yandaşları şunu bilmelidirler ki bu tür ucuz oyunlarla Atatürk sevgisini gönlümüzden silemezler.

Ne mutlu Atatürkçüyüm, aydınım diyenlere 04.11.2009

 

Gündüz AKGÜL

Emekli Cumhuriyet Savcısı

gunduzakgul@hotmail.com

                   

Yorum (1) Yorum yaz!